2 Eylül 2011 Cuma

KADININ İŞİ ZOR....


Biz kadınlar ne tuhaf varlıklarız...bazen kendimi çözmekte bile bu kadar zorlanırken bir erkekten bunu beklemek haksızlığın önde gideni olmaz mı?? Şöyle bir etrafımdaki hemcinslerime de bakıyorum aynıyız çoğumuz, birbirimizden çok farkımız yok maalesef...Nerede bir imkansız adam var gider ona saplanır kalırız...Bile bile üstelik...göz göre göre olmayacak duaya amin demeye kalkar sonra da aşk acısı çekiyoruz diye orda burda hayıflanıp dururuz..iş mi bu yani...

Öyle sohbet ederken sıraladığımız kalifiye aday adayları nedense hayatımızda hiç yer bulamaz kendilerine...kaşı gözü şöyle olsun,işi gücü böyle olsun,ailesi aileme,eşi dostu çevreme,hayata bakışı gözümün gördüğüne,hedefleri ilerilere...vs...vs..atar tutarız da sıra bizi yerle yeksan eden tercihlerimize şöyle göz ucuyla bakmaya gelince gözler kör olur,alıcılar kapanır...ağzımızdan çıkanların tam tersi özelliklere hep bir kılıf uydurulur...

Üstelik gelme ihtimali bile olmayan adamlara yanıp tutuşuruz, gelse de gelmesinin bizi mutlu edip etmeyeceğini bile sorgulamadan yaparız bunu...gelse de "hayır gelmen doğru olmaz sen olduğun yerde kalmalısın" nutuklarıyla geldiğine geleceğine pişman eder arkasını döner dönmez dünyanın en bedbaht kadını rolüne alışıvermiş buluruz kendimizi...

Ne zamana kadar sürer peki bu gel gitler?? O'nu unutturacak yepyeni bir arapsaçına rastlayana kadar...Daimi bir kısır döngü anlayacağınız..İyi güzel de biz kadınlar nasıl mutlu oluruz??...İşin kötüsü unutmayız, her defasında bilerek ya da bilmeyerek kıyaslarız..ne büyük hatadır halbu ki...Herkesi kendisi olarak kabul etmeyi bir türlü beceremez,gözlerimizi kapattığımızda gördüğümüz o hayali karşımızdakinde görmek isteriz...sanki gerçekmiş gibi...
Biz kadınlar aslında işin gerçeği hayal dünyamızdaki o asla somutlaşıp da karşımıza çıkmayacak adama aşık oluruz her defasında...karşımıza çıkan kişiler belirli aralıklarla değişse de onlara baktığımızda görmek istediğimiz silüet değişmez hep aynıdır...ilk aşktan son aşka kadar...ve en benzer olanı ile yola devam ederiz...

6 Ağustos 2011 Cumartesi

YANNI SORTİE'DE KONSER VERECEKMİŞ HEM DE BU EYLÜLDE...


Başka bir şey istesem olacakmış bu gece ama hiç pişman değilim şansıma Yanni çıktı...nasıl mutlu oldum anlatamam...

Tam dalmış şu aşağıdaki parçayı dinliyordum, birden nereden geldiyse aklıma Yanni neden İstanbul'da konser vermiyor dedim, can sıkıntısı bu ya google açtım ve şok oldum daha yeni Yanni Türkiye sayfası oluşturulmuş ve Yanni 18 Eylül Pazar günü Sortie'de konser vermek üzere İstanbul'da olacakmış...

Süper bir haber çok heyecanlandım bu habere ben...



14 Temmuz 2011 Perşembe

YİNE KARIŞTIM..

Bazen diyorum ki hiç bitmeyecek...hayat bu demek ki..ya da bana denk gelen kısmı bu..
Bazen diyorum ki, evet bitiyor işte hiç bir şey sonsuza dek aynı kalmaz elbette bitecek...


Anlaşılan o ki benim de gel-gitlerim oluyor, bende de duygusal parametreler bir nişte oluyor bir çıkışta..herkeste aynı olması ihtimalini düşünüp rahatlasam mı daha mı çok üzülsem bilemiyorum...

LINKIN PARK - ROLLING IN THE DEEP

12 Temmuz 2011 Salı

BON JOVI SICAK YUVASINA DÖNDÜ BENDEKİ ETKİSİ HALA DEVAMMM


Orta okul yıllarımızda tanımaya başladım Bon Jovi nihayet geçen hafta cuma gecemize konuk oldu hem de öyle böyle bir misafirlik değildi bu..yıllar süren beklemenin ardından nasıl bir heyecan olduğunu tahmin bile edemezsiniz...yediden yetmişe binlerce insan da benimle aynı fikirde olduğu için kesinlikle gönül rahatlığıyla abartabilirim hissettiklerimi:)

Tek kelime ile tarifi imkansız bir keyif yaşattı bize tam bir buçuk saat non-stop....ilk şarkıdan son şarkıya kadar bitmek bilmeyen bir enerji ve asla düşmeyen performansı ile büyüledi hepimizi....

Tuhaf olanı şu ki sanırım kendisi de her şarkısına başından sonuna kadar eşlik eden Türk izleyicisi tarafından büyülendi ve öyle gitti...yani en az bizim kadar memnun ayrıldı sahneden...
Hiiiçç mütevazi olmayacağım evet kesinlikle kendisi ve elbette ekibi olağanüstüydü ama biz de muhteşem bir izleyiciydik:))

Şaka bir yana izlediğim en ama en güzel konserdi bunu göğsümü gere gere de yazarım arkadaş:)
Arena stadındaki akustik ve de ses sistemindeki rezillik bile gecemize gölge düşüremedi çünkü biz saha içinde max 30 metre ilerimizde şakıyan şaheserin etkisinden hiç bir şey anlamadık ama tribünlerdeki arkadaşlarımız hissetmişler doğrusu...

49 yaşında bir hafta önce dizinden ameliyat olmuş bir starın hiç mi kaprisi olmaz dedirtti doğrusu, o nasıl bir enerjiydi hala etkisindeyim ne yalan söyliyim:)










22 Haziran 2011 Çarşamba

AŞK MI ŞİMDİ BU...



Bazen öyle bir ilişkiye tutulursunuz ki, ne sevebilir, ne terk edebilirsiniz. Kör kütük bağlanmışsınızdır aslında. En güzel yıllarınızın, acı tatlı hatıralarınızın ortağıdır; iç çekişmelerinizin müsebbibi, yazılarınızın ilhamı, sohbetlerinizin konusudur. Gözyaşlarınız da, bilinçaltınızda, kahkahanızdadır. Korkunca saklandığınız bir sığınak, coşunca öptüğünüz bir bayrak. Sevdanız riyasız, çıkarsız, karşılıksızdır. Sınırsız ve nihayetsiz; "Ölmek var, dönmek yok"tur.

Lakin gün gelir anlarsınız; içten içe bir şeylerin kanadığını. Tutkulu sevdaların gizli hançerleri başlar parıldamaya. Şurasından, burasından eleştirmeye koyulursunuz: "Şöyle görünse, öyle demese, değişse biraz ya da eskisi gibi olsa..." Başkalarını örnek göstermeye, "Bak onlar nasıl yaşıyor" demeye başlarsınız. Hem birlikte yaşayıp, hem özgür olmanın yollarını ararsınız. Aşkınızın gözü kör değildir artık, yanlışını görür düzeltmek istersiniz. "Eskiden böyle miydi ya..." diye başlayan sohbetlerde açılır eleştirinin kapısı; açıldıkça, bastırılmış itirazlar yükselir bilinçaltından. Böyle süremeyeceğini bilirsiniz. Değişsin istersiniz. O, sevgisizliğinize yorar bunu... İhanete sayar. Tutkulu ilişkilerde ihanetin bedeli ölümdür. "Ya sev böyle ya da terk et" diye gürler. Bir zamanlar bir gülücüğüyle alacakaranlığı ışıtan o rüya, bir kâbusa dönüşür birden. Kapatır gönlünün kapılarını, yasaklar kendini size. Hoyrattır, bakmaz yüzünüze. Zehir akar dilinden, konuşturmaz, suçlar, yargılar mahkûm eder. Mühürler dudaklarınızı, yırtar atar yazdıklarınızı, siler sizi defterden. "İyiliğin içindi hepsi, seni sevdiğim için..." dersiniz, dinletemezsiniz.

Ayrılırsanız yaşamayacağınızı bilirsiniz, lakin böyle de sevemezsiniz. İhanetten kırılmıştır kaleminiz; severek, terk edersiniz. "Madem öyle..." nin çağı başlar ondan sonra. Mademki siz böylesine tutkunken, o hep başkalarını seçmiştir, mademki kıymetinizi bilmemiştir, o halde "günah sizden gitmistir". Lanet ederek bu karşılıksız aşka, çekip gitmeleri denersiniz. Aşkın göçmenlik çağı başlar böylece. Daha özgür olacağınız limanlara demirlerseniz bir süre. Ne var ki unutamaz, uzaktan uzağa izlersiniz olup biteni. Etrafı bir sürü uğursuzla dolmuş, kurda kuşa yem olmuştur. Deli kanlılar, eli kanlılar, uğruna ölenler, sırtına binenler sarmıştır çevresini. Gurur duyar onlarla, koynunda besler, gözünü oysunlar diye. Uğruna kan dökenleri sever, yoluna gül dökenlerden fazla... "Bana ne... Kendi seçimi" diye omuz silkmeye çabalarsınız bir süre...

Ama sonra, ansızın kulağımıza çalınan bir şarkı ya da kapı aralığından süzülüp gelen bir koku, hatırlatır onu yeniden. Yaban ellerde, başka kollarda ondan bahseder ağlarsınız. Kokusunu özlersiniz; türküsünü söylemeyi, şarkısını dinlemeyi, yemeğini yemeyi, elinden bir kadeh rakı içmeyi. Karşı nehrin kenarından hasret şiirleri haykırırsınız, sular kulağına fısıldasın diye. Dönüp "Seni hala seviyorum" diye bağırmak geçer içinizden. Dönemezsiniz. Göremedikçe bağlanır, uzaklaştıkça yakınlaşırsınız. Anlarsınız ki bir çaresiz aşktır bu, ne onunla olur, ne onsuz. Hem kollarında ölmek, kucağına gömülmek arzusu, hem "Ne olacak sonunda" kuşkusu...

Böyle sevemezsiniz, terk de edemezsiniz.
Sürünür gidersiniz...

(Can Dündar)

10 Haziran 2011 Cuma

KADINLAR SUSARAK GİDER....(Cemal Süreya)




KADINLAR SUSARAK GİDER

Çok uzun emekler verir ilişkisini yürütmek için.

Birinin kadını olmayı yüreği, beyni, ruhu o kadar zor kabul etmiştir ki, başka bir adama ait olmayı istemez.

Erkek gibi, çorbanın tuzu eksik diye kavga çıkarmaz mesela, tam tersi, konuşmamız lazım der.

Erkekler de en çok bu cümleye sinir olurlar. Ertelenir o konuşmalar, maç bitimine, yemek sonrasına ve daha birçok lüzumsuz şeyin ardına ötelenir.

Kadınlar inatçıdır, hayata tutundukları gibi, aşklarına da sahip çıkarlar.

Bu yüzdendir, konuşup derdini anlatma isteği, karşı tarafı ikna edene kadar uğraşırlar.

Sonunda pes eder adam, bir ışık görür kadın, tüm derdini paylaşır.

Genellikle ne cevap alır? Abuk sabuk konuşma! 
Gereksiz ve saçma gelmiştir adama anlatılanlar, hiç de üstünde durmamıştır.

Yine bir sıkıntı, tatmin edilemeden geçiştirilir ve adam gün gelip bunların kendisine ok gibi döneceğini bilemez.

Bir kadışikayet ediyorsa, ya da erkeklerin deyimi ile vıdı vıdı ediyorsa; erkek bilmelidir ki, o ilişkiden hala ümidi vardır kadının.

Yürütmek, birlikte yaşamak, sorunları çözerek mutlu olmak istiyordur. 

Daha önemlisi, o adamı hala seviyordur.

Kadın susarak gider! 

En önemli detaydır, erkeklerin hiç anlayamadığı durum işte bu kadar basittir.

O gün gelene kadar konuşan, kavga eden, tartışan kadın, kendini sessizliğe vermiştir.

Ne zaman ümidini o ilişkiden kestiyse, o zaman sevgisi de yara almış demektir.

Yüreğindeki bavulları toplamıştır, kafasındaki biletleri almış ve aslında bedeni orada durarak, ilişkiden çıkıp gitmiştir.

Kadın, gerçekten gitmişse, çok sessiz olmuştur ayrılışı, kimse hissetmeden, kapıları vurup kırmadan gitmiştir.

Her akşam eve geldiğinde, kapının açıldığını gören adam anlamaz ama bir kadın sessizce gider.

Ne mutfağında yemek pişiren, ne yan koltukta televizyon izleyen, ne gece ruhunu kenara koyarak yatakta sevişmeye çalışan kadın, artık o kadındır.

Bir kadının çığlıklarından, kavgalarından korkmamak gerekir, çünkü kadının gidişi sessiz ve asildir.

CEMAL SÜREYA